Bilgilendiren ve Paylaşan Blog

Kansızlık (Anemi) Hastalığı Nedir?

Kansızlık (Anemi) Hastalığı Nedir? Belirtileri ve Daha Fazlası…

Kansızlık (Anemi) Hastalığı Nedir? bugün bunu detaylıca anlatacağız. Alyuvarların ya da bunların boyama maddesi (pigment) olan hemoglobinin azalmasıyla nitelenen bir hastalıktır (anemi de denir). Kansızlık bazen bir enfeksiyon hastalığının (verem, frengi, sıtma) ya da asalaklardan kaynaklanan bir hastalığın (barsak kurtlarının neden olduğu ankilostomiyaz), bir zehirlenme olayının (kurşunla, gümüşle, benzolle, karbon oksitle), bir kanserin, bir kan kanserinin (lösemi) ya da bir lökozun, bir kanamanın, skorbüt hastalığının belirtisi veya tamamlayıcı öğesidir. Ama kansızlık, gözlenen bozuklukları başlatan birincil belirti de olabilir. Bu durumda, kansızlığın niteliğini tam olarak belirlemek için kanın incelenmesi, kan öğelerinin sayımı (hemogram), göğüs kemiğinden iğne (ponksiyon) ile alman kemik iliğinin incelenmesi (miyelogram), vb. yapılır. Bu incelemeler kansızlığın türünü ve derecesini (şiddetli, orta, hafif) belirtmeyi sağlarlar.

Alyuvarların sayısındaki azalmanın düşük olduğu, buna karşılık hemoglobin düzeyinde kesin düşüklük gösteren kansızlığa hipokrom kansızlık, hemoglobin düzeyi normal kalırken alyuvarların sayısında kesin bir düşüşün gözlendiği kansızlığa hiperkrom kansızlık, her iki etkenin de orantılı bir biçimde azaldığı kansızlığa normo-krom kansızlık denir. Bazı kansızlıklar alyuvarların kolay parçalanabüir-liği ya da boyutlarının büyümesiyle nitelenirler.
En önemli kansızlıklar arasında kloroz, Biermer kansızlığı ve hemolitik kansızlıklar sayılabilir. 

KLOROZ

Daha çok ergenlerde görüldüğü için özellikle genç kız kansızlığı da denen kloroz, demir eksikliğinden kaynaklanır. Bir hipokrom kansızlık olan kloroza yakalanan hastalarda belirgin yeşilimsi bir solukluk gözlenir. Demir verilerek tedavi yoluna gidilir.

BİERMER KANSIZLIĞI

Hiperkrom ve iri alyuvarh bir kansızlıktır. Eskiden tehlikeli bir kansızlık olarak görülmesine karşılık günümüzde B,2 vitamini verilmesiyle başarılı bir biçimde tedavi edilmektedir.

HEMOLİTİK KANSIZLIKLAR

Dolaşımdaki alyuvarların aşırı yıkılmasından ileri gelen hemolitik kansızlıkların bazı biçimleri kalıtsaldır (aileden gelen kansızlıklar); bir septisemi, bir zehirlenmenin neden olduğu öbürleriyse sonradan ortaya çıkarlar. Yeni doğan bir bebek, anne ve dölüt kanı arasındaki uyuşmazlık durumunda bu tür kansızlığa tutulabilir. Tedavi, çocuğun bütün kamnın değiştirilmesine dayanır; bu işlemin bazen yinelenmesi gerekebilir.

İyonlaştırıcı ışınlar ya da bazı Haçlar, alyuvar tutulması, akyuvar ve kan pulcuklarmdaki bir değişmenin de eklenmesiyle kansızlıklara yol açabilirler. Kemik üiğine iğne ile girme, kemik iliğinin kan öğeleri üretmediğini gösterir; tehlikeli olan bu tür kansızlıklar önemli kan aktarımları ve bazen de kemik iliği aktarımları gerektirir. 

KAN OLUŞUMU

Kan, plazmasıyla alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositler adını alan üç tür hücreden meydana gelir. Erişkin bir insanda yaklaşık olarak 5 litre kadar kan vardır. Bunun yarıdan fazlası, plazma, yaklaşık olarak yüzde kırk beşi alyuvarlar ve yalnız yüzde bir kadarı da akyuvarlarla trombositlerdir. Kandaki hücreler ancak mikroskopla bakıldığı zaman görülebilirler, insan alyuvarları, iç bükeydir. İnsan vücudunda yaklaşık olarak 25 trilyon kadar alyuvar vardır. Bazı memeli hayvanların alyuvarları görünüş ve boyut açısından insanınkinden çok farklıdırlar, örneğin deveninkiler oval, keçininkilerse insan alyuvarlarından dört kez daha küçüktür.

Erişkinlerde alyuvarlar kemik iliğinde oluşurlar. Bu işlem özellikle kafatası, göğüs kemiği, kaburgalar ve omurlarda gerçekleşir. Oysa yeni doğmuş bir çocuğun bütün kemiklerinin iliğinde kan üretilir. Dölyatağı içi hayatta ise, dölütün karaciğerlerinde ve dalağında da kan hücresi üretilir. Kemik iliğinde, ilkel hücreler 4-5 gün içinde olgun kan hücrelerine dönüşürler. Bu süre sonunda, hemoglobini! olgun hücreler kan dolaşımına girerler. 4 ay kadar süren yaşamları sonunda alyuvarlar genellikle yıpranır ve karaciğer ya da dalakta parçalanırlar.

Alyuvar oluşumu için demire, amino asitlere, basta B12, folik asit, riboflavin, C,E,B6 olmak üzere bazı vitaminlere ve kobalt ile bakır gibi minerallere gerek vardır. Sağlıklı bir beslenmeyle bütün bu maddeler yeterince sağlanabilir. Ayrıca eritropoietin adlı hormon da gereklidir. Dağa tırmanma sırasında olduğu gibi oksijen ihtiyacını çoğaltan durumlarda, böbrekler bu hormonu salgılayarak kemik iliğini daha çok alyuvar üretmesi için uyarırlar. Bu nedenle, dağlık yerlerde yaşayanlarda hemoglobin yoğunluğu deniz kenarında yaşayanlara göre daha fazladır.

KANSIZLIK BELİRTİLERİ

Hastalarda görülen belirtiler ve doğrudan doğruya kansızlığın, ya da kansızlığa yol açan hastalıkların belirtileridir. Hafif kansızlık hiç bir belirtiye yol açmayabilir. İleri derecede kansızlık hastanın yaşı ve kansızlığın gelişme hızına bağlı olarak çeşitli belirtilerle ortaya çıkar. Yaşlı hastalardaki kansızlık daha belirgindir, ileri derecedeki kansızlığın ana belirtileri, yorgunluk, bayılma eğilimi, bitkinlik, kas zayıflığı hareket sırasında soluksuz kalma, kalp çarpıntısı, hareket ettikten sonra görülen ağrılar, iştahsızlık, baş ağrısı ve sinirliliktir. Bunların hiç biri yalnız kansızlığa özgü belirtiler değildir. Sinir hastalıklarında ve diğer bazı hastalıklarda da aynı belirtileri görmek mümkündür. Bu nedenle hekimler bunlarla karşılaştıklarında kansızlık olup olmadığını araştırırlar. Uzun süreli kansızlıklarda bu belirtiler, ancak grip gibi bir başka neden, durumu ağırlastırırsa ortaya çıkabilir. Bazı kansızlık türlerinde özel birtakım belirtiler de görülebilir.

Deri solukluğu genellikle şiddetli kansızlık belirtisidir. Solukluk bazı durumlarda derideki kan dolaşımının değişmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Mukoza zarlarının (örneğin ağız boşluğunu ve gözkapaklarının içini döşeyen zarlar), tırnak yataklarının ve avuçların solukluğu kansızlığın daha kesin belirtileridir. Kansızlık, hemoliz kansızlığı denen biçimde gelişirse bol miktarda hemoglobin parçalanır. Bu parçalanma sonucu açığa çıkacak boya maddeleri plazmada toplanarak sarılığa yol açar. İleri derecede demir eksikliği sonucu ortaya çıkan kansızlıklarda, tırnaklar kolay kırılır ve kasığa benzer bir biçim alırlar, yutma güçleşebilir. Addison hastalığında dil paslanır; ayaklarda, uyuşmadan felce kadar çeşitli durumlar görülebilir. Doğuştan olan hemoliz kansızlıklarında, bacaklarda ülser ve dalakta ağrı ve bazen büyüme görülür.

EN YAYGIN KANSIZLIK TÜRÜ

Kansızlık türleri çeşitli ülkelerde değişik oranlarda görülür. Irksal özellikler, beslenme biçimi ve ekonomik koşullar bu oranları etkiler. Beyaz ırktan insanlar arasında çok az olarak görülen hilal hücreli kansızlık, siyah ırkta yaygındır. Talasemi adı verilen kansızlık, Akdeniz ülkelerinde ve Uzak Doğu’da sık görülür.

Addison hastalığı A.B.D.’de ve Kuzey Avrupa ülkelerinde; sıtmadan ve kancalı kurtlardan ileri gelen kansızlık ise bu asalakların yaşadığı ülkelerde yaygındır. Besin yetersizlikleri nedeniyle ortaya çıkan kansızlıklar az gelişmiş ülkelerde görülmekle beraber, bunlara bazen gelişmiş ülkelerde de rastlanır. Bunun nedeni bu tür kansızlığın yalnız besin yetersizliklerinden ileri gelmeyip besinlerin bağırsaklarda gerektiği biçimde özümlenmemesiyle de ortaya çıkmasıdır. Yeryüzünde en sık görülen kansızlık türü demir eksikliği kansızlığıdır. Bazı tropikal ülkelerde insanların yüzde ellisinde demir eksikliği kansızlığının bulunduğu sanılmaktadır.

KAN KAYBININ ETKİSİ

Büyük bir kanama ilk yirmi dört saat içinde kansızlığa yol açmaz. Bunun nedeni plazma ve alyuvarların beraberce yitirilmiş olması ve geri kalan kandaki hemoglobin yoğunluğunun normal olmasıdır. Kansızlık teşhisi amacıyla yapılan laboratuvar incelemelerinde, alyuvarların belirli bir hacmi plazma içindeki miktarları ölçülüğünden hem hücrelerin ve hem de plazmanın azalışları eski oranlarını değiştirmez. Bu nedenle bu yöntemler kansızlığı açıklamak için bir süre yararlı olamazlar. Ancak, belirli bir süre sonra, dolaşım sistemi içinde plazma birikimi gerçekleşir, kaydedilen plazma miktarı elde edilir ve hastanın durumu bu noktada yapılan laboratuvar incelemeleriyle daha iyi anlaşılabilir. Sağlıklı bir kimsede gerekli alyuvarlar ortalama 68 hafta içinde üretilir ve dolaşıma girerler. Bir kimse, yaklaşık olarak 500 mi. kan verdikten elli gün sonra, eski kan değerlerini elde eder. Diğer taraftan, uzun süren kan kayıpları, demir eksikliği kansızlığına yol açar.

Demir birçok besinde bulunur. Özellikle et, karaciğer,yumurta, maya, buğday, midye ve yeşil sebzelerde vardır. Bazı besinlerde bulunan demir, diğerlerinden daha kolay soğurulur. Vücuttaki demirin çoğu alyuvarlardaki hemoglobin içinde bulunur. Bir miktar demir ve dokularda depo edilmiştir. Bir defada ve büyük miktarlarda, veya tekrarlayan küçük kanamalar şeklinde kan kaybedilmesi, demir kaybına yol açar. Bu kayıp, normal beslenmeyle karşılanamadığı zaman vücutta demir eksikliği meydana gelir.

Halk arasında yaygın olan inancın tersine, burun kanamaları gibi yineleyen kanamalar demir eksikliğinden değil, demir eksikliği bu tür kanamalardan ileri gelir. Demir eksikliği kansızlığı doğurma çağındaki kadınlarda, adetler sırasındaki kan kaybı ve gebelik döneminde vücudun demir ihtiyacının çoğalması nedeniyle sık görülür. Demir eksikliği bebeklerde, sütten başka besinlerle beslenmeğe başlamadan önce de sık görülür.

Erişkin erkeklerde demir eksikliği en çok kancalı kurtların yol açtığı hastalıklar, mide, onikiparmak bağırsağı ülserleri ya da basur gibi nedenlerle gerçekleşen uzun süreli kan kaybı sonucu ortaya çıkar. Bu tür kansızlık aynı zamanda uzun süre aspirin kullananlarda bu ilacın midede kanamaya yol açması nedeniyle ve kan dinmezliğine ve kanın pıhtılaşmamasına yol açan benzeri hastalıklar nedeniyle de ortaya çıkabilir.

B12 vitamini ve folik asit eksiklikleri de kansızlığa sebep olur. Bu eksiklikler, kemik iliğinde gelişmekte olan alyuvarların anormal biçimler almasına sebep olan bir kansızlığa yol açar. B12 vitamini, karaciğerde, balıkta, ette, peynirde, yumurta ve sütte yani bütün hayvansal besinlerde vardır. Bu vitamin normal bir beslenmeyle bol miktarlarda sağlanabilir. Ancak, dinsel ya da başka nedenlerle et yemeyenler (vejetaryenler) bu vitaminden gerektiği kadar alamazlar.

Midenin B12 vitamininin soğurulmasını sağlayan ve entrensek etken denilen özel bir maddeyi yeterince salgılayamaması, Batı toplumlarında görülen Addison hastalığının nedenidir. B12 vitamini eksikliği, midenin bir bölümünün çıkarılmasından sonra ve mide ile ince bağırsağın, vitamin soğurulmasını yetersiz kılan hastalıkları sonucunda da ortaya çıkabilir. B12 vitaminin eksikliğine yol açabilen diğer bin ilginç neden, İskandinavya’da ve Kuzey Amerika’nın Büyük göller yöresinde yaşayan balık tenyası adlı bir asalağın insan vücuduna yerleşmesidir.

Yeşil sebze, maya, fındık, karaciğer ve böbrek başta olmak üzere birçok besinde bulunan folik asit, bir B grubu vitaminidir. Ancak, besinlerin uzun süre ve özellikle bol su içinde kaynatılması bu vitamini yok eder. Folik asit eksikliği Batı ülkelerinde sık görülür. Bu eksikliğin artması B12 vitaminsizliği sonucu oluşmuş kansızlığa benzer bir duruma yol açar. Taze sebze ve meyvelerden yoksun bir beslenme sonucunda folik asit eksikliği ortaya çıkabilir. Bu durum alkoliklerde de görülür. Çünkü, alkolikler bazen yeterince beslenemezler ve ayrıca, alkol folik aside karşıt bir etki gösterir.

Günümüzde yalnız keçi sütüyle beslenen çocuklarda görülen keçi sütü kansızlığının, bu sütte yeterli miktarlarda folik asit bulunmamasından ileri geldiği bilinmektedir. Bu vitaminin yetersizliği genellikle iskorbüt (C vitamini yetersizliği) le birlikte görülür. Bunun nedeni, her iki vitaminin aynı besinlerde bulunması ve tropikal bölge ishali gibi ince bağırsaklarda besin özümlenmesinin aksadığı durumlarda her iki vitaminden de yararlanılamamasıdır. Son olarak gebelikte, çocukların hızlı büyüme çağlarında ve kanser gibi yoğun hücre artışı olan hastalıklarda vücudun bu maddeye olan gereksinmesi çoğaldığından bir yetersizlik ortaya çıkabilir.

Başka besinlerin eksikliği de kansızlığa yol açabilir. Çocuklarda şiddetli protein eksikliği (kvashiorkor) kimi ülkelerde zaman zaman görülür; örneğin iç savaş sırasında Nijerya’da oldukça yaygındı. C vitamini yetersizliği de bir kansızlık türüne sebep olabilir.

Kansızlık, kemik iliğinin işlevini etkileyen hastalıklardan da ileri gelebilir. Işınım, benzen gibi kimyasal maddeler ve kloramfenikol gibi antibiyotiklerin yol açtığı zedelenmeler; ya da kanserde ve Hodgkin hastalığında olduğu gibi kemik iliğinde yabancı dokuların yerleşmesi alyuvar yapımını azaltabilir. Çok ender olarak alyuvar yapan dokular belirli bir sebep olmadığı halde körelebilirler. Buna tıp dilinde birincil aplastik kansızlık denir. Verem ve süreğen böbrek hastalıkları gibi uzun süren yangılı hastalıklar da kemik iliği yetmezliğine bağlı hastalıklara yol açabilirler.

KANSIZLIK VE IRK

İnsan vücudunda gereğinden çok alyuvar parçalanması hemoliz kansızlığı denilen bir tür kansızlığın oluşumuna yel açar. Alyuvarların yaşam sürelerinin kısalması ve hücrelerin veya hemoglobinlerinin yapı bozukluğuna bağlanabilir. Bu tür bozukluklara entrensek ya da hücre içi bozukluklar adı verilir. Bu durum, sağlıklı alyuvarların aşırı parçalanması sonucu da meydana gelebilir. O zaman ekstrensek ya da hücre dışı bozukluklardan söz edilir.

Hücre içi bozukluklar hemoglobinin veya alyuvarlar kılıfının yapı bozukluğuna bağlanabilir. Anormal hemoglobin oluşumuna yol açan neden, molekülün globin bölümünde bir bozukluk meydana getiren kalıtsal aksaklıklardır. Bunların en tanınanı hilal hücreli kansızlıktır. Bu hastalığa bu adın verilmesinin nedeni, alyuvarların normal disk seklinde olmayıp, hilal biçimini almalarıdır. Bu aksaklık hastaya hem annesinden ve hem de babasından geçmişse, hasta genellikle otuz yaşından önce ölür. Yalnız anneden veya babadan geçmişse hafif gelişir, ya da hiç ortaya çıkmayabilir.

Hilal hücreli kansızlık ilk olarak Kuzey Amerika’daki zencilerde görülmüştür. Bu yörede yaşayan zencilerin yaklaşık olarak yüzde birinin hastalığa yakalandığı ve yüzde sekizinde hastalık eğiliminin bulunduğu saptanmıştır. Bu hastalığa eğilim Afrika, Batı Hint adaları, orta ve Güney Amerika gibi diğer bölgelerde yaşayan zencilerde de görülür. Sıtma asalağı normal hemoglobini! alyuvarları tercih ettiğinden bu tür kansızlığı olanlar sıtmaya karşı korunmuş olurlar.

Çeşitli kansızlıklara neden olan anormal hemoglobinler alfabenin harfleri ile isimlendirilerek C,D,E hemoglobinleri gibi adlar alırlar. Zamanla o kadar çok anormal hemoglobin tipi bulunmuştur ki, alfabenin harfleri tükendiğinden artık bunlara tanımlandıkları şehirlerin adları verilmeye başlanmıştır. Köln, Milwaukee ya da Hammersmith hemoglobinleri gibi…

1925’te Amerikalı hekim Cooley, yeni bir hastalık türü tanımladı. Cooley kansızlığı denilen bu hemoglobin bozukluğuna talasemi adı da verilir. Talasemili kişiler yeterince hemoglobin üretemezler. Hastalığı hem annesinden ve hem de babasından kalıtımla almış hastalar çoğu kez genç yaşta ölürler.

İtalya, Yunanistan, Girit, Kıbrıs, Suriye ve Türkiye’de görülen bu hastalık Akdeniz bölgesinden göç etmiş kimselerin yerleştiği ülkelerde de görülebilir. Hücre içi bozukluklar arasında alyuvarların yapısında ve metabolizmasındaki bozukluklardan ileri gelen kansızlıklar da yer alır. Doğuştan sferositoz ve elliptositoz bu tür hastalıklardır. Bu hastalıklarda, alyuvarlar sırasıyla küre ve oval biçimi alırlar. Metgbolizma bozuklukları olanlarda ise değişik özelliklere rastlanır. Bunlardan biri, fenasetin gibi bazı ilaçların alınması sonucu ortaya çıkan kansızlıktır. Bazı besin maddelerine de aynı tepki gösterenler vardır. Örneğin, bazı kimselerde bakla yedikten sonra favizm denilen hemoliz kansızlığı görülür.

Hücre dışı bozukluklar, bilinmeyen nedenlerle kişinin kendi alyuvarlarına karşı etki gösteren bağışıklık cisimleriyle de meydana gelebilir. Kan uyuşmazlığı durumlarında yeni doğan bebeğin alyuvarlarının hemoliz (hemoglobinin alyuvarların dışına sızması) e uğramasının nedeni, annesinden geçen bağışıklık cisimleridir. Bu çocuklar kansızlık sonucunda doğumdan önce ölebilirler, ya da hemoliz kansızlığı ve sarılıkla doğarlar. Bu hastalık, son yıllarda anneye aşı yaparak önlenebilmektedir.

Kurşunlu maddeler gibi çeşitli ilaç ve zehirli maddeler, sıtma gibi hastalıklar, bazı zatürree türleri ve çeşitli nedenlere bağlı olan dalak büyümesi, alyuvarların çabuk parçalanmalarına ve böylece kansızlığa yol açarlar.

KANSIZLIK TEDAVİSİ

Hekim, tedaviye başlamadan önce, kansızlığın gerçekten olup olmadığını ve kesin nedenini ortaya çıkarır. Bu denetim uygulanmazsa tedavi yararsız ve hatta zararlı olabilir. Ayrıca hastadaki kansızlık düzelse bile kansızlığa yol açan neden ortadan kaldırılmadıkça durumun yinelemesi ve hastayı daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya bırakması olasılığı vardır. Hastanın görünüşü kansızlığın varlığını belirtebilir; kesin teşhis ancak laboratuvar incelemeleriyle sağlanır. Hastanın kanının ve göğüs veya leğen kemiğinden alınan kemik iliğinin mikroskop altında incelenmesi gerekebilir. Kalıtsal bir eksikliğin varlığından şüphelenilirse, hastanın annesi, babası ve yakın akrabalarından alınan kanın incelenmesi de yararlı olur.

Bazı kansızlıklar kolayca tedavi edilebilirler. Bazıları ise ancak kısmen düzeltilebilirler ve hastalık yaşam boyunca hastayı etkiler. Kanamaların yol açtığı kansızlıklarda kan nakline başvurulur. Başka nedenlerle meydana gelen kansızlıklar çok ilerlemişse, kansızlık sonucu beliren bozuklukların hemen giderilmesi amacıyla kan nakli yapılabilir.

Talasemi veya aplastik kansızlık durumlarında hastalara zaman zaman yeniden kan verilmesi gerekir. Bu şekilde sık sık kan verilmesi bazı tehlikelere yol açabilir. Annesiyle babası arasındaki kan uyumsuzluğu sonucu hastalanmış bebeklerin doğduktan bir süre sonra kanlarını değiştirmek gerekebilir. Kansızlık nedeniyle doğmadan önce hayatı tehlikede olan bebekleri kurtarmak için, bunlara dölyatağı içindeyken kan nakli yapılabilir.

Kansızlığa yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması amacıyla, burun kanamalarının durdurulması, verem ve sıtmanın tedavisi, mide ülseri veya basur, kadın üretim organları kanseri gibi durumların ameliyat, ya da başka yöntemlerle tedavisi gibi birbirinden değişik tedavilerin uygulanması gerekebilir. Kan kanseri ve Hodgkin hastalığı gibi, kansızlığa yol açan hastalıkların da çeşitli ilaçlar veya ışınım tedavisiyle iyileştirilmeleri gerekebilir.

Kansızlığın iyileştirilmesi amacıyla kullanılan maddelerden demir, eski Hintliler tarafından kullanılmaktaydı. Demir, yağ, sirke, inek sidiğinden ve sütünden yapılan bir ilaca Hindular «Lauha Bhasma» derlerdi. Yunanlılar ve Romalılar kansızlık tedavisi için kılıçların su içinde paslandırılması sonucu elde edilmiş çözeltileri kullanırlardı. 1831’de ünlü Fransız hekimi Pierre Blaud, kendisine dünya çapında ün sağlayan bir demir hapı hazırladı. Bugün demir hapları demir eksikliği kansızlığının önlenmesi amacıyla kullanılır. Demir, ağız yoluyla veya kastan şırınga edilerek verilir. Sağlıklı kimselere ve başka bir nedenle kansız olanlara uzun süre demir verilmesi doğru değildir. Aksi halde, vücudun özellikle, kalp ve karaciğer gibi organlarında gereksiz miktarda demir birikir. Bu organlarda gereğinden fazla demir birikmesi tehlikeli bozukluklara sebep olabilir.

1920’lerden Addison hastalığı olan her hastaya her gün çiğ karaciğer verilirdi. Bugün B12 vitamini saf olarak elde edilebildiğinden hastaya iki ayda bir bu vitamin şırınga edilir. Folik asit eksikliği, folik asit içeren hapların yutulmasıyla giderilir.

Kansızlık protein eksikliğinden ileri gelmekteyse hastaya proteinli besinler verilir. C vitamini iskorbütün yol açtığı; B« vitamini ise metabolizma bozuklukları sonucunda görülen kansızlığın tedavisinde kullanılır. Alyuvarların aşırı parçalanmaları durumlarında, bu hücrelerin bozunmasına yol açan bağışıklık cisimlerinin üretimini ve etkililiğini azaltan steroit hormonlar ve benzeri ilaçlar kullanılır. Bazı durumlarda alyuvarların parçalanma alanı olan dalağın çıkarılması durumun önemli çapta düzelmesine ya da kesin iyileşmeye yol açabilir. Oldukça sık görülen sferositoz vakalarının bu şekilde iyileştirilmesi olanağı vardır.

Hormonlar özellikle steroitlerin ve erkek cinsiyet hormonlarının ve folik asidin verilmesi kemik iliğinin daha etkili biçimde çalışmasını sağlar. Son yıllarda kemik iliği işlevselliğini yitirmiş hastalara, normal hastalardan alınan kemik ilikleri nakledilmeye başlanmıştır. Ancak, burada da, tüm organ nakillerindeki «organın nakledildiği kişinin vücudu tarafından reddedilmesi» sorunu ile karşılaşılmakta ve bu sorun, sonuçların olumlu olmasını engellemektedir.

ÖNLEYİCİ TEDBİRLER

Kansızlık tedavisinde önleyici tedbirlerin yeri de önemlidir, örneğin gebelikte demir eksikliği kansızlığına çok rastlandığından, gebe kadınlara sürekli demir hapı vermek yerinde bir tutum olarak kabul edilir. Bazı hekimler bütün gebe kadınlara ve erken doğan bebeklere folik asit de verirler. Ancak gerçek nedeni ortaya çıkarılmamış bir kansızlığın, gelişigüzel tedavi edilmesinin, gerçek etkeni ortadan kaldıramayacağı ve vücutta aşırı demir birikimine yol açacağı için yarar yerine zarara yol açabileceği de unutulmamalıdır. Çünkü kansızlık çeşitli hastalıklar sonucu ortaya çıkabilir; gerekli klinik ve laboratuvar araştırmalarıyla bu nedenin bulunması ve tedavinin nedenin ne olduğu bilinerek yapılması şarttır. 

Kansızlık (Anemi) Hastalığı Nedir? başlıklı makalemizin sonuna geldik, İyi günler…

Lütfen Bu Makaleye Oy Verir Misin?
[Toplam: 0 Ortalama: 0]
  • 17 Ocak 2018 tarihinde yazıldı.
  • 0 yorum yapıldı.
  • 12

Yazar: Candar Ahmet

Ben Candar Ahmet, Küçük uğraşları seven, elinden geleni yapmaya çalışan biri...
Tüm Yazılarına Git

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?